16 Ocak 2009

beklentiler..

ben hep insanlardan fazla şey beklerim. benim başkaları için yapacağımı düşündüğüm her şeyi başkaları da benim için yapacakmış gibi düşünürüm. ben birini ne kadar düşünüyosam, o biri de beni o kadar düşünür sanırım. birine ne kadar önem veriyosam, o da bana o kadar önem verir derim. ne fedakarlık yaparsam, karşılığını görürüm diye düşünürüm.

işte benim hayattaki en büyük hayal kırıklıklarım, bu yüksek beklentilerim yüzünden gerçekleşmiştir. herkesi içten, fedakar, göründüğü gibi sanırım ama çoğunlukla hayal kırıklığına uğrarım. ve işin komiği de, her seferinde kalp kırıklarımı binbir güçlükle toplar, eskisi gibi beklentilerime yeniden sarılırım.

beklentilerimden vazgeçebildiğim gün, hayat karşısında tek başına ayakta kalabildiğim gün olacaktır. ama bu kadar da tek başına durmak iyi bişey midir acaba, bir yandan da bunu sorgularım...

4 Ocak 2009

kan ve gözyaşı

gazze'de kan ve gözyaşı sel olurken, abd ve avrupa "bu bir savunma saldırısıdır" diyerek, arap dünyası kendi çıkarlarına yenik düşerek hareket ediyor. türkiye ve benzeri birkaç ülke de her zaman yaptığı gibi sadece saldırıları "kınamakla" yetiniyor.

bizlerse her akşam televizyonlarda israil saldırılarını izliyor, gazetelerde okuduklarımızla hüzünleniyor, "elimizden bir şey gelmiyor" diye kendi kendimizi avutuyoruz. kimse size silahları kuşanın gidin filistin'e çarpışın demiyor ama en azından o çok sevdiğiniz starbucks'ınıza gitmeyivermek, coca-cola yerine portakal suyu tüketmek de ağırınıza gidiyorsa o zaman koskoca bir yalanın parçası oluvermişsiniz, koyun sürüsünün içindeki gözleri kapalı bir koyuna dönmüşsünüz demektir.

kendi pembe dünyamızdan, ufak dertlerimizden kafamızı bir kaldırıp bakıversek dünyanın ne kadar zalim olduğunu anlayacağız aslında. işte o zaman "elimden birşey gelmiyor" demek yerine "elimden ne gelebilir acaba" diye düşünmeye, tv'deki görüntülere ah vah etmek yerine gerçekten işe yarar bişeyler yapmadığımızda huzursuzlanmaya başlayabiliriz.

en azından, israilli veya gelirinin bir kısmı israil'e giden firmaların ürünlerini alışveriş listemizden çıkaralım. hepsinin alternatifi var nasıl olsa. hiç olmazsa bunu yapalım ki geceleri başımızı yastığa biraz daha rahat koyalım.




29 Aralık 2008

bir koli mutluluk

bugün bir paket aldım, içinden mutluluk çıktı!
heyooo, çocuklar gibi şenim!!!
:)))

3 Aralık 2008

at gözlüklerim

sevdiklerimiz...

büyürler. artık daha ciddi sorunları vardır, içlerindeki çocuğu bile bile öldürürler. kendi dertleriyle o kadar meşgullerdir ki, size vakit ayıramamaya başlarlar.

başkasını severler. sadece onu düşünmeye başlarlar. onu anlatırlar hep. ondan başka bişeyden bahsederseniz şansınız kalmaz.

başka şehre/ülkeye taşınırlar. gittikleri yerlerde yeni arkadaşları olur sizden yakın. fiziki uzaklık davranışlara da yansır elde olmadan. başlarda sıklıkla gidip gelmeler, sık sık yapılan telefon görüşmeleri giderek seyrekleşir, karşılıklı iyi olduğunu bilmek yeter hale gelir.

evlenirler. artık hayatlarının merkezinde “eşleri” vardır. kendi ailelerini kurmuşlardır. (mı?) eskiden anne, babayla yenen yemek, izlenen televizyon şimdi yepyeni bir kişiyle izlenmeye başlanır.

bunların hepsi bana koyuyor, çünkü ben at gözlükleri takmış, küçük kafalı biriyim.

insanoğlu neler neler yapıyor... dünyayı dolaşıyor, keşfediyor, başka diyarlarda yaşıyor, yeni insanlar tanıyor, farklı hayatlar yaşıyor. bense istiyorum ki, istanbuldaki kardeşim ankaraya yerleşsin, kuzenim yurtdışına gitmesin, tüm geniş ailemizin yanyana evleri olsun, çocuklarımız birlikte büyüsün, hep birlikte kendi kendimize mutlu mesut yaşayalım.

evet küçük düşünüyorum gerçekten de. dünyada yapılacak onca iş, görülecek onca şey, tanınacak onca insan varken, ben anneanne misali herkes dizimin dibinde, gözümün önünde olsun istiyorum.

bu gidişatımın iyi olmadığının da farkındayım. ne kadar çok bağımlılık (doğru kelime bu mu?), o kadar derin yaralar çünkü.

yeni yılda kendime özgür bir kafa diliyorum.

19 Ekim 2008

umut-suzluk

tohumlar serpilmişti içime yeşertilmek üzere..
ektim, biçtim ama yeşerecekler mi bilmiyorum...
umutsuzum, bekliyorum...
kendi kendime tekrarlıyorum;
"there is always hope.."