sevdiklerimiz...
büyürler. artık daha ciddi sorunları vardır, içlerindeki çocuğu bile bile öldürürler. kendi dertleriyle o kadar meşgullerdir ki, size vakit ayıramamaya başlarlar.
başkasını severler. sadece onu düşünmeye başlarlar. onu anlatırlar hep. ondan başka bişeyden bahsederseniz şansınız kalmaz.
başka şehre/ülkeye taşınırlar. gittikleri yerlerde yeni arkadaşları olur sizden yakın. fiziki uzaklık davranışlara da yansır elde olmadan. başlarda sıklıkla gidip gelmeler, sık sık yapılan telefon görüşmeleri giderek seyrekleşir, karşılıklı iyi olduğunu bilmek yeter hale gelir.
evlenirler. artık hayatlarının merkezinde “eşleri” vardır. kendi ailelerini kurmuşlardır. (mı?) eskiden anne, babayla yenen yemek, izlenen televizyon şimdi yepyeni bir kişiyle izlenmeye başlanır.
bunların hepsi bana koyuyor, çünkü ben at gözlükleri takmış, küçük kafalı biriyim.
insanoğlu neler neler yapıyor... dünyayı dolaşıyor, keşfediyor, başka diyarlarda yaşıyor, yeni insanlar tanıyor, farklı hayatlar yaşıyor. bense istiyorum ki, istanbuldaki kardeşim ankaraya yerleşsin, kuzenim yurtdışına gitmesin, tüm geniş ailemizin yanyana evleri olsun, çocuklarımız birlikte büyüsün, hep birlikte kendi kendimize mutlu mesut yaşayalım.
evet küçük düşünüyorum gerçekten de. dünyada yapılacak onca iş, görülecek onca şey, tanınacak onca insan varken, ben anneanne misali herkes dizimin dibinde, gözümün önünde olsun istiyorum.
bu gidişatımın iyi olmadığının da farkındayım. ne kadar çok bağımlılık (doğru kelime bu mu?), o kadar derin yaralar çünkü.
yeni yılda kendime özgür bir kafa diliyorum.
3 Aralık 2008
19 Ekim 2008
umut-suzluk
tohumlar serpilmişti içime yeşertilmek üzere..
ektim, biçtim ama yeşerecekler mi bilmiyorum...
umutsuzum, bekliyorum...
kendi kendime tekrarlıyorum;
"there is always hope.."
ektim, biçtim ama yeşerecekler mi bilmiyorum...
umutsuzum, bekliyorum...
kendi kendime tekrarlıyorum;
"there is always hope.."
30 Ağustos 2008
yurtdışında tatil yapmak
bmw’si olan her adam zengin olmayacağı gibi (adamın araba merakı vardır, kirada oturuyodur ama bmw araba kullanmak istemiş, birikimini arabaya yatırmıştır), yurtdışına tatile giden herkes de illa zengin demek değildir! bizim gibi! :)
sanıldığının aksine yurtdışında tatil yapmak çok pahalı bir lüks değildir. aylık hane geliri çok yüksek olmayan ama belirli bir düzeyin (rakam yazacaktım ama yazmadım) üstünde olan herkesin yük haline gelmeden yapabileceği bir şey haline geldi artık..
şöyle ki...
yıl içinde biraz birikim yapacaksınız. her gördüğünüzü almayacak, yemeklerinizi genellikle evde yiyecek, taksi yerine otobüs kullanacak ve her ay üç beş kuruş atacaksınız kenara. az biraz tutumlu olacaksınız kısacası.
Türkiye’deki yaz tatilinizden vazgeçeceksiniz. unutmayın ki gideceğiniz tur da bir tatil, gayet de Türkiye’deki tatilinizin bir alternatifi.
gittiğiniz turda iki kişi 100 Euro’ya gelecek bir ekstra turu (tur programına dahil olmayan isteğe bağlı turlar) turun ayarladığı rehberle hazıra konmak yerine kendiniz yapmaya karar verip 30 Euro’ya çıkarabileceğinizin farkında olacaksınız. biraz maceracı olacaksınız yani..
gittiğiniz ülkede alışveriş yaparken 5 parfüm, 2 ayakkabı, 4 t-shirt, 10 papirüs, birkaç parça elektronik eşya yerine 1’er tane almayı veya almamayı (sanki Türkiye’de elektronik eşya yok!) öğreneceksiniz.
böyle bir tatilden zevk almak da tamamen sizin elinizde...
öncelikle, muhtemelen bol yürümeli, yorucu geçecek bir tatili totoyu devirip deniz kenarında yan gelip yatarak geçirilecek bir tatile tercih edecek kafada olacaksınız.
çok lüks aramayacaksınız. hangi gün nerdeyiz belli olsun demeyeceksiniz
meraklı olacak, üşengeç olmayıp merakınızın peşinden gitmeye, orayı da burayı da görelim moduna girmeye hazır olacaksınız.
yeni bir şey görmüş olmanın verdiği hazzın, gidilip beğenilmeyen bir yer için yaşanan hayal kırıklığına baskın geleceği bir yapıda olacaksınız. yani “aman bu muymuş anlata anlata bitiremedikleri piramitler” demek yerine, piramitlerin atmosferine kendini kaptırabilmeyi başarıp, onunla mutlu olabilmeyi bileceksiniz.
tatilinizin değerini ordan alıp getirdiklerinizle değil, gezip gördüğünüz yerlerle ölçmeyi bileceksiniz.
sanıldığının aksine yurtdışında tatil yapmak çok pahalı bir lüks değildir. aylık hane geliri çok yüksek olmayan ama belirli bir düzeyin (rakam yazacaktım ama yazmadım) üstünde olan herkesin yük haline gelmeden yapabileceği bir şey haline geldi artık..
şöyle ki...
yıl içinde biraz birikim yapacaksınız. her gördüğünüzü almayacak, yemeklerinizi genellikle evde yiyecek, taksi yerine otobüs kullanacak ve her ay üç beş kuruş atacaksınız kenara. az biraz tutumlu olacaksınız kısacası.
Türkiye’deki yaz tatilinizden vazgeçeceksiniz. unutmayın ki gideceğiniz tur da bir tatil, gayet de Türkiye’deki tatilinizin bir alternatifi.
gittiğiniz turda iki kişi 100 Euro’ya gelecek bir ekstra turu (tur programına dahil olmayan isteğe bağlı turlar) turun ayarladığı rehberle hazıra konmak yerine kendiniz yapmaya karar verip 30 Euro’ya çıkarabileceğinizin farkında olacaksınız. biraz maceracı olacaksınız yani..
gittiğiniz ülkede alışveriş yaparken 5 parfüm, 2 ayakkabı, 4 t-shirt, 10 papirüs, birkaç parça elektronik eşya yerine 1’er tane almayı veya almamayı (sanki Türkiye’de elektronik eşya yok!) öğreneceksiniz.
böyle bir tatilden zevk almak da tamamen sizin elinizde...
öncelikle, muhtemelen bol yürümeli, yorucu geçecek bir tatili totoyu devirip deniz kenarında yan gelip yatarak geçirilecek bir tatile tercih edecek kafada olacaksınız.
çok lüks aramayacaksınız. hangi gün nerdeyiz belli olsun demeyeceksiniz
meraklı olacak, üşengeç olmayıp merakınızın peşinden gitmeye, orayı da burayı da görelim moduna girmeye hazır olacaksınız.
yeni bir şey görmüş olmanın verdiği hazzın, gidilip beğenilmeyen bir yer için yaşanan hayal kırıklığına baskın geleceği bir yapıda olacaksınız. yani “aman bu muymuş anlata anlata bitiremedikleri piramitler” demek yerine, piramitlerin atmosferine kendini kaptırabilmeyi başarıp, onunla mutlu olabilmeyi bileceksiniz.
tatilinizin değerini ordan alıp getirdiklerinizle değil, gezip gördüğünüz yerlerle ölçmeyi bileceksiniz.
21 Ağustos 2008
göksun + uzunyayla
7 Ağustos 2008
sessiz çığlık
kaç kişiye içimi açtım ki bugüne kadar...
kaçınız bu kızı gerçekten tanıdı ve anladı?
hep gülmeye, hep gülümsemeye çalışan bu kız, kaçınızın omzunda ağladı hıçkıra hıçkıra??
kahkaha dolu kalabalıklarda kaçınız bi bakışta anladı yüzündeki maskeyi?
kaçınız “öfff” dediğinde arkasını dönüp gitmedi yanından?
5, belki 10..du..
çoktu yani...
evet, ben eskiden anlatırdım.
ama anlattıklarımın hepsini birer birer kaybettim...
bazıları benim yüzümden, bazıları onların...
kala kala bir hayat arkadaşım kaldı beni ben gibi “bilen”, ne söylesem, ne yapsam arkasını dönmeyen...
artık anlatmıyorum ben de.. kaldırmıyorum kimseye karşı içimdeki “otokontrol” isimli duvarları... insanlar bana hayalkırıklıkları bırakırken her biri ağzımın fermuarının bir çentiğini kapatarak gittiler..
ama yine de şanslılardanım ben, en azından elde var BİR!
ve uzun süreden sonra yeniden aynı şarkı uğulduyor kulaklarımda...
“Hep yalnızlık var sonunda,
Yalnızlık ömür boyu...”
kaçınız bu kızı gerçekten tanıdı ve anladı?
hep gülmeye, hep gülümsemeye çalışan bu kız, kaçınızın omzunda ağladı hıçkıra hıçkıra??
kahkaha dolu kalabalıklarda kaçınız bi bakışta anladı yüzündeki maskeyi?
kaçınız “öfff” dediğinde arkasını dönüp gitmedi yanından?
5, belki 10..du..
çoktu yani...
evet, ben eskiden anlatırdım.
ama anlattıklarımın hepsini birer birer kaybettim...
bazıları benim yüzümden, bazıları onların...
kala kala bir hayat arkadaşım kaldı beni ben gibi “bilen”, ne söylesem, ne yapsam arkasını dönmeyen...
artık anlatmıyorum ben de.. kaldırmıyorum kimseye karşı içimdeki “otokontrol” isimli duvarları... insanlar bana hayalkırıklıkları bırakırken her biri ağzımın fermuarının bir çentiğini kapatarak gittiler..
ama yine de şanslılardanım ben, en azından elde var BİR!
ve uzun süreden sonra yeniden aynı şarkı uğulduyor kulaklarımda...
“Hep yalnızlık var sonunda,
Yalnızlık ömür boyu...”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
